Hızlandırılmış Karadeniz Turu

 

Bir Karadenizli olarak her zaman aklımdaydı Karadeniz Turu yapmak, memleketimi gezmek görmek. Sadece 3 günümüz olduğundan en çok bilinen yerleri hızlıca gezmek istedik. Giresun Görele‘den olduğumuz için ilk gün köyümüzdeydik. O gün havanında güzel olması ile keyifle gezdik yeşillikler içindeki köyümüzü. İnsan İstanbul’un keşmekeşliğinden oralara gidince bir daha dönesi gelmiyor.

İkinci gün Ayder Yaylasına (Rize) doğru yola çıktık. Ne kadar kahvaltı ederek yola çıkmış olsakda yolda meşhur Akçaabat köftecisi Fevzi Hoca ya uğramazsak olmazdı. Burada meşhur köfteleri afiyetle yedikten sonra tatlı yesek mi yemesek mi derken bir tatlı söyleyelim dedik.  Menüdeki adını hatırlamadığım burma baklava görünümlü tatlıyı çay eşliğinde yedikten sonra sadece o tatlıyı yemek için bile gidilebileceğine karar verdim.

Yolumuza ufak dinlenmeler ile Ayder Yaylasına kadar devam ettik. Tatil günlerinde gittiğimiz için kalacak yer bulmakta sıkıntı yaşadık ama sonunda apart şeklinde bir evde konakladık. Kalabalık olduğundan akşam yemeği, özellikle yöresel yemekler bulmak zordu. Sonra Bacıların Yeri isimli mekanda yine tavsiye edebileceğim yayla çorbası ve karalahana dolması ile karnımızı doyurduk.

Sabah kahvaltıyı yol üzerinde yapmaya karar vererek yola çıktık. Birkaç fotoğraf molası ve başarısız kahvaltı mekanı bulma girişimi sonrası Fırtına Deresi kenarındaki Dere isimli mekanda kahvaltımızı ettik. Buradaki muhlama Karadenize yakışır şekildeydi. Kahvaltı sonrası Fırtına Deresi üzerinden bir tele bağlanarak geçme deneyimi yaşadım. Aşağıda videoda izleyebilirisiniz. 🙂

Sonraki durağımız Uzun Göl (Trabzon). Buraya da ilk gidişim olduğu için daha önce gidenlerin ortak sözü “sen orayı daha önce görecektin” oluyor. Etrafı restaurant ve cafeler ile çevrilmiş olmasına ve eski bir Karadeniz köyü görünümünü kaybetmesine rağmen hala görülmesi gereken bir doğa güzelliği. Buradaki restaurantlarda da yemek sonrası sütlaç yemeyi es geçmeyin. Bizim gibi zamanınız kısıtlı değilse sütlaçın yerine Hamsi Köy’e gidebilirsiniz tabii ki.

Buralara kadar gelmişken Sümela Manastırına gitmeden olmazdı. Arabayla da olsa tehlikeli ve uzun bir tırmanış sonrası Sümela Manastırına ulaşıyorsunuz. Manastıra giriş ücretli ama müze kartınız veya İş Bankası kartınız var ise ücretsiz girebilirsiniz. Manastıra ulaştığınızda aklınıza şu sorular gelecektir: nNeden buraya, neden bu kadar yükseğe, bu kayaları oyup da nasıl yaptılar burayı, yağmur yağıyor ama neden burası ıslanmıyor gibi… Zamanın şartlarına göre nasıl yapıldığını günlerce düşüneceğiniz gerçekten harika bir yer.

Özet olarak sırasıyla ziyaret ettiğimiz yerler: Giresun – Görele, Ayder Yaylası, Uzungöl ve Sümela Manastırı

Not: Hangi mevsimde giderseniz gidin yanınıza yağmurluk ve şemsiye almayı unutmayın. 😉

Bozcaada da gün batımı..

 

Bozcaada’ya her gidenin günbatımı saatinde ziyaret etmesi gereken yerdir rüzgar güllerinin olduğu Polente Burnu. Eskilere göre güneşin dünya üzerinde en büyük görüldüğü yer. İçinde özellikle Çamlıbağ Vasilaki bulunan bir piknik sepeti ile gitmeniz tavsiye edilir. Buradaki keyfi ve romantizmi çok az yerde yaşabileceğinizi söyleyebilirim.

Bu manzara ile okunabilecek iki mısralık bir şiirde ekleyeyim:

Ufukta bir gemiyim sende güneşim.
Karanlıkta kaybolmayayım, hep ışığında kalayım.

Ya da bulmuşken bu manzarayı boşver şiiri, romantizmi, yudumla vasilakini.. 😉

Armada Pera Hotel’in üç silahşörleri..

Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için!!

Onlar 3 silahşörler, onlar Athos, Porthos ve Aramis, onlar Armada Pera Hotel‘in arka bahçesinde sizi karşılayacak olan şaşkın kedicikler. Şehrin gürültüsünden kaçabileceğiniz Armada Pera Hotel‘in arka bahçesinde beş çayınızı yudumlarken yanında yiyebileceğiniz enfes kruvasanlarıda denemenizi tavsiye ederim. Tabii gitmişken nostaljik dekorasyonu ile odalarını ve İstanbul mazaralı terasınıda görmeden dönmeyin.